TBMM Adalet Komisyonu’ndan geçen 11. Yargı Paketi’nde yer alan infaz düzenlemesi, “eşitlik” ve “cezasızlık algısı” başlıklarıyla tartışılıyor. Düzenleme, 31 Temmuz 2023 ve öncesinde işlenen suçlar için kapalı cezaevinden açık cezaevine ve denetimli serbestliğe 3 yıl daha erken geçiş hakkı tanıyor. Konuyu değerlendiren Avukat Mesude Ertürk, düzenlemenin adının “af” olmamasının toplumsal etkisini değiştirmediğini vurguladı: “Kâğıt üzerinde ne denirse densin, fiilen af benzeri bir sonuç doğurur.”

Ertürk’e göre asıl sorun, infaz rejiminin sık sık değişmesi. “Bir eşitsizliği gidermek için yeni bir istisna yaratırsanız, bu kez başka bir eşitsizlik doğar” diyen Ertürk, öngörülebilir ve kalıcı kuralların önemine dikkat çekti. Röportajda mağdur hakları, cezaevlerindeki doluluk oranı ve uzun vadeli etkiler de ele alındı.


 Avukat Mesude Ertürk anlatıyor

“Af değil deniyor ama pratikte af etkisi yaratıyor”

Soru: 11. Yargı Paketi’nde yer alan bu infaz düzenlemesini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Avukat Mesude Ertürk: Teknik olarak bu bir “af” değil; çünkü ceza tamamen ortadan kaldırılmıyor. Ancak uygulama sonuçları açıkça toplumda af etkisi oluşturuyor. İnfaz hukukunda önemli olan, mahkûmun fiilen cezaevinde ne kadar süre kaldığıdır. Siz bu süreyi her yeni paketle kısaltırsanız, kâğıt üzerinde ne denirse densin, fiilen af benzeri bir sonuç ortaya çıkar.

“Eşitsizliğin nedeni geçici ve kişiye göre şekillenen düzenlemeler”

Soru: Hükümet bu düzenlemeyi “eşitsizlikleri giderme” gerekçesiyle savunuyor. Bu argümana katılıyor musunuz?

Avukat Mesude Ertürk: Hayır. İnfaz sisteminde ortaya çıkan eşitsizliklerin sebebi, sürekli geçici ve kişiye göre şekillenen düzenlemelerdir. Bir eşitsizliği gidermek için yeni bir istisna yaratırsanız, başka bir eşitsizlik doğar. Hukukta esas olan, herkes için öngörülebilir ve kalıcı kurallardır. İnfaz rejimi her yıl değişirse, eşitlik değil, keyfilik ortaya çıkar.

“Nasıl olsa bir paket daha çıkar düşüncesi caydırıcılığı zayıflatıyor”

Soru: Bu düzenlemenin cezasızlık algısını artırdığı yönünde eleştiriler var. Katılıyor musunuz?

Avukat Mesude Ertürk: Kesinlikle katılıyorum. Son yıllarda sahada en çok karşılaştığımız sorunlardan biri cezasızlık algısıdır. İnsanlar verilen cezanın gerçekten infaz edilip edilmeyeceğini bilmiyor. “Nasıl olsa bir paket daha çıkar” düşüncesi, ceza hukukunun temel amacı olan caydırıcılığı ortadan kaldırıyor.

“Sorun sadece kapsam değil; rejimin sürekli gevşetilmesi”

Soru: Bazı ağır suçların kapsam dışı bırakılması eleştirileri hafifletmiyor mu?

Avukat Mesude Ertürk: Kısmen hafifletiyor gibi görünse de aslını değiştirmiyor. Çünkü sorun sadece hangi suçların kapsamda olduğu değil, infaz rejiminin sürekli gevşetilmesidir. Ayrıca mağdur açısından bakınca, “Benim dosyam neden kapsam dışı, başkasınınki neden kapsam içinde?” sorusu gündeme geliyor. Bu da adalet duygusunu zedeliyor.

“Mağdur yine sistemin en sessiz tarafı”

Soru: Mağdur hakları açısından nasıl bir durum var?

Avukat Mesude Ertürk: Maalesef mağdur yine sistemin en sessiz tarafı. İnfaz düzenlemeleri yapılırken mağdurun güvenliği, psikolojisi ve adalet beklentisi neredeyse hiç dikkate alınmıyor. Failin ne kadar erken çıkacağı konuşulurken, mağdurun buna hazır olup olmadığı göz ardı ediliyor. Bu, ceza adaletinin tek yönlü işletilmesidir.

“Cezaevleri dolu diye infazı esnetmek krizi ertelemek”

Soru: Cezaevlerindeki doluluk oranı gerekçesi sizce haklı mı?

Avukat Mesude Ertürk: Hayır. Cezaevlerindeki doluluk nedeniyle infazın esnetilmesi, hukuku yönetmek değil, krizi ertelemek anlamına gelir. Asıl çözüm, tutuklamanın istisna haline getirilmesi, yargılamaların hızlandırılması ve suç politikalarının gözden geçirilmesidir. İnfazın gevşetilmesi sorunu bir sonraki pakete bırakır.

“Kısa vadede rahatlatır, uzun vadede adalet duygusunu zayıflatır”

Soru: Son olarak, bu düzenleme sizce hangi sonuçları doğurur?

Avukat Mesude Ertürk: Kısa vadede cezaevlerini rahatlatır, evet. Ancak uzun vadede hukuki öngörülebilirlik, caydırıcılık ve toplumsal adalet duygusu zayıflar. İnfaz sistemi sık sık değiştirildikçe ceza hukuku ciddiyetini yitirir. Bu da kimse için güvenli değil.